finlandiya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
finlandiya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2011 Pazar

Reverse





Türkiye'ye döner dönmez Jön Türkler'i daha bir iyi anladım ve yaptığım ilk şey kusmak oldu. Şimdi Yerdeniz'in sonu, başlamalar ve sessizliğin bitmesi demek oluyor. Sizleri 3 dakika 55 saniyelik saygı duruşuna davet ediyorum. Şöyle buyrun: Saygı Duruşu Linki.

2 Kasım 2010 Salı

Ağartma işleri



Kurosaki Ichigo'nun ortalıkta sürekli Bankai'siyle dolaştığını farkettim yenice.

Burada saat 20.25 ama güneş batalı beş saat oldu. Şimdi uyku vakti. Yahut ders çalışma. Bense Soul Society'nin Aizen'le savaşını izliyorum.

Aizen denen dallamanın, dahası Urahara'nın ve Yurouichi'nin neden Japonya'da milyon tane semt, kasaba, kent, köy varken neden Kurokara Kasabasını seçtiği de ayrıca merak konusudur.

Öteyandan Şinigamiler de gerçek değil, neden sorguladıysamartık.

30 Ekim 2010 Cumartesi

Ekim





Dün Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 87nci yıldönümü dolayısıyla, Helsinki Büyükelçiliği'nin verdiği resepsiyona katıldım.

İki gün evvel resmen davetiyeyi almış, iki hafta evvel de sözlü daveti almış, çok şaşırmıştım. Dün ise herşey açığa çıktı. Meğerse Sayın Büyükelçi beni sonAt'tan tanıyormuş ve Helsinki'de olduğumu görünce tam iki ay öncesinden talimat vermiş çalışanlarına, resepsiyonu benim de şereflendirmem için.

Ancak gittiğimde pek hoş karşılandığım söylenemez. Adının açıklanmasını istemeyen bir elçilik çalışanı bana bunun sebebinin sakallarım ve kıyafetim olduğunu söyledi. Sevgili elçim, beni uyarıp utandırmak istememiş, ama kıyafetimden dolayı rencide olmamak için benimle birlikte fotoğraf çekilmesini isteyen gazetecileri nazikçe reddetti. Ben de fotoğraf çekilmeyi çok seven bir adam değilim sonuçta. Ne iyi elçiler var şu dünyada.Gerçi ben de çok kötü giyinmemiştim. Câvurların "Smart Casual" dedikleri meretten giyinmiştim.

Velhasılı onur, şeref biraz bahaneydi. Rakı bulmaya gittim işin doğrusu oraya. Zira Helsinki'de kolay rakı bulunmuyor. Bulduğun da 24 eur. E insan haliyle bir kere alabiliyor rakıyı. Gittiğimde ise sadece rakıyla yetinmedim. Köfte, tavuk şiş, döner, sigara böreği, yaprak sarması ve baklava buldum yedim.

Derken dört eczacılık öğrencisi geldiler. "Sen öğrenci misin" diye sordular, "karikatüristim" diye cevap vermek isterdim ama demedim tabi. Öğrenci olduğum her halimden belli değil miydi? Şüphesiz ki herkesin takım elbiseli, kıravatlı, beyaz gömlekli, siyah pabuçlu olduğu bir ortamda, lacivert kareli gömlek giyip gömleğin altından çıkan "metalci siyahı" renkli tişört, eskimiş bir kumaş pantolon ve kahverengi bot giyenler bizden değildir.
Muhabbet falan ettik gençlerle, sanki kırk yıllık Helsingissa'ymışım gibi ahkam kestim ben bunlara, üç duble rakıdan sonra bırakın olsun o kadar.

Davette salmiakki* de var idi. O kadar Finli'nin olduğu yerde kaçınılmaz tabi bu. Yemedim tabi.

İşte böyle geçti, yolu yarıladık, Dante-Tarancı örneği.


*Salmiakki, bir çeşit Fin şekerlemesi. Finliler bunu çokseviyor ama garanti ederim ğrenç bir tadı var. Elastik bir rakı veya pastis şişesini çiğniyormuşsunuz gibi bir his veriyor. Zira Anason ve tuz içermekte ama allahın Finlisi ne bilsin tabi şekerlemenin tatlı olması gerektiğini. İşte çok para kazanmakla, refah içinde yaşamakla, anayasal hakları, insan haklarını geliştirmekle uygar olunmuyor.

23 Mayıs 2010 Pazar

Gönül dostları

Araya sonAt, değişim, staj işleri girince ne yaptığımı bilmedim.
Halbuki herşeyden önce şiir vardı. Bir iki durgun yazışmaya, bir iki kavgaya karıştıktan sonra ilk kez bugün nefes alıyorum. Bunda da hastayım. Allah bir taraftan alırken öbür taraftan veriyor denir ya, bana bir taraftan verirken öbür taraftan geri alıyor.

Nefesimi alır almaz nerden peyda olduğunu anlamadığım yerli obama çıktı bir de. Açtım televizyonu sabah, sol'da bir umut bir sevinç. Chp'nin bütün küskünleri, Gandhi midir, Obama mıdır, duyunca dönmüş.
Obama gibi insanların umutlarıyla oynamasalar bari.
Chp'ye bakınca 20 yıldır nasıl sadece kendilerine değil de sola kaybettirdiklerine bakıp şaşırıyorum. Yani bir bakın, İsmet İnönü, Bülent Ecevit, nasıl da dolu isimler. Adamların yaptıkları iyi kötü birşeyler var. Bir de Deniz Baykal dendiğinde herhalde birçok kişi lanetle anar. Belki de, umarım, hiçbirzaman anmazlar.

İnsanlara sakın İskandinavya'ya gitmek gibi bir durumunuzun doğduğunu paylaşmayın. Hele de üniversiteli erkek gençliğe. Size "tüm iskandinav kadınlar açmış bacaklarını seni bekliyorlar", "seni şanslı piç" muamelesi yapıyorlar. Kalevala, Laponya, Ak zambaklar ülkesi kimsenin ilgisini çekmiyor. İnsan sırf bu yüzden gitme durumunun doğuşunu paylaşmayabilir, hatta gitmekten vazgeçebilir. İşin tuhaf yanı, daha ortada birşey yok.

Geçenlerde yazdığım bir şiirimsi heves şiir/eleştiri'de çıktı. Güvendiğim bir yorumcu olan Ömer Üründül dergideki en iyi dört şiirden en kötüsünün benim şiirimsi olduğunu söyledi. Belki umartesi çıkarsa heves'te kollektif futbol anlayışımı sahaya yansıtabilirmişim. Bir de bana biçimci diyenler falan var ya hani... Cevab Verilemiyen Mektub heves'te uğradığı dumurdan kelli bir de bir yıllıkta ikinci kez haşat edilmişti, adıyla/biçimiyle. (CVM'nin orijinal/özgün görünümü sonAt-3'teki gibidir.) Ücra'da da sanırım karakter sorunundan dolayı "Bir ülkede japon çoksa orası japonya olabilir"in bana göre en iyi ve en evrensel ve en manidar dizesi yıpranmış. "Nalet olsun biçimdeki şiir sevgisine" diyorum artık.

Geri bakıp Nisan ortasından beri tek dize şiir okumadığımı, tek çizgi resim çizmediğimi görünce Luke'u hatırladım. (Bu bloğu.) İnsan nasıl da unutuyor yeni birşeyi.