fayrap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fayrap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2010 Pazartesi

İşte bu faşizmin-

Faşizm sadece reytingiçinhaber programlarına çıkmakla olmuyor. Onuruyla ölen gazetecilerin arkasından isim muhabbeti yapıp küfürler etmek de tatamam kafatasçılık.

Sizin dininizi de görüyoruz, elbet bizi de ezer, kim gelirse gelsin yolunuza devam edersiniz sayın dinibütün. Beyaz berenizi görüyoruz. HRANT'a giydirdiklerinizi, siyah şemsiyelerinizi de.

Bu yüzden oradasınız, orada kalacaksınız. Senin popülizmin, kıçında açacağın siyah şemsiyen varsa bizim de inancımız var. Belki beyaz berenle gazeteci öldürmüyorsun ama, belki de sırf ermeni olduğu için şerefsizlik ediyorsun.

Şiir dışında her yol var.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Var mısın? Yoksun.


Bu yazıyı, Sayın H.Arslanbenzer (muhtemelen "küfürlü" olduklarını iddia ederek, zira yapmadığı şey değil;) yazısına yaptığımız yorumları sildiği için yazıyorum.



Siz cin oldunuz da n'oldu? Bugüne kadar adam mı çarpabildiniz? Hayır hazret Koltuğunuzun rahatlığıyla, erkinizin keyfini sürerken rahatsız oldunuz. Biz üne soyunmadık. Sözünü ettiğiniz o yanılsama ancak sizin gibi şiir tüccarlarının gözünü boyar.

Meydanları boş buldunuz da şiir'den sonra din tacirliğine de soyundunuz da bizi unuttunuz mu aman? Sayın Sayın, bakın... Yedirir yedi.

Bir yığın kitabı yığmış önüne
Sinek konsa korkar tatlı canına
Hipi yosmasını almış yanına
Pehlivanlık taslar gör hele hele...

Yiğittir ölüsü dağlarda kalan
Maraş'ta kalan, Sivas'ta kalan, Anadolu'da kalan
Yiğittir yiğidin öcünü alan
Soytarıdan yiğit olur mu ulan
Ordu yıkacakmış ker hele hele...

Bu herifin önü sonu ayandır
Anlayana benim sözüm beyandır
Senden korkan hayvan oğlu hayvandır
Gel de Mahzuni'yi vur hele hele...

Aşık Mahzuni


Ayrıca Küçük Hakan** bence Nobre'den daha kazmadır. Dünyanın en kazma Türk futbolcusudur... Hazır futbolculardan söz ediyoruz madem...

Üç gün düşüne düşüne cevab verememek (+) pek de hayırlı bir durum değil. Hele "salon"da çıkan kargaşaya kendisi gideceğine uşaklarını yollar mı insan? Uşak gider, evse senin. kendin koşacaksın bre...

Onu bunu bırakınız, şiir'den konuşunuz. Bizlere de hakaret etmeyiniz, bizi hedef göstermeyiniz.

Parodi mi istiyorsunuz? Alın size parodi. Marx'tan alıntı yapmadan duramayan, kıçımın sosyalistleri; ve dahi Allah'ın kelamını hatırlatacağım kıçımın dindarları... "Adımı boş yere ağzına almayacaksın." Bunu ben demiyorum tabii ki. Dekalog böyle.
"Nalet olsun biçimdeki şiir sevgisine"
Tristan Tzara, Dada Manifestoları Pusu, 2. sezon, 5. bölüm.
Ayrıca gösteri mi istiyorsunuz? Ahan da size gösteri... Hem Fransızca da biliyormuşsunuz hazır...

*Evet devletlum. Zekiyiz. Üç gün düşünüp, zaman kazanmak adına ortalığı bulandırmak için uşaklarımızı önden göndermiyoruz. Ama yeterince zeki değiliz ki hala şiirlerinize saygı duyup duyup umut ediyoruz. Evet, biçimciler de umut eder...
**Bağ'da ufak bir sorun varmış. Bir türlü düzeltemedim. İdare ediverin artık. Yoksa, gayetlen Hakan Ünsal'dan söz ediyorum burda.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Evire çevire dövülecek adamlar


Evrim Kuramı'nın Tanrı algısıyla doğrudan bir bağı olmadığını gözönünde bulundurursak, Evrimci-Yaradılışçı tartışmalarını daha rahat, nesnel bir gözle izleyebiliyoruz.

Kendi davasını hararetle savunan kişiler eğer karşılarındakilere yeterli hoşgörüyü gösteremezse iş mahkemede son buluyor. Tıpkı "Kim-olduğunu-bilirsin-sen" gibi birileri bunlar... Çeşitli isim ve rumuzlarla "evrim aldatmacası"na karşı büyük savaşlar veriyor. (Bu ismi ben telaffuz edemiyorum çünkü ortalıkta serseri mayın gibi dolaşıp, oraya buraya seri davalar açan birisi.)

Geçenlerde, zaman zaman girdiğim Richard Dawkins Vakfı'nın internet sitesinde, gurula dalgalanan bayrağımızı görünce şaşırdım. Buna daha önce dikkat etmemiştim.

Meğer "Harun Yahya" rumuzlu Adnan Oktar, bir dava açarak kendisine hakaret edildiği gerekçesiyle site hakkında mahkeme aracılığıyla kapatma kararı aldırmış.

Adına internet dediğimiz yarı-anarşi ortamına, özellikle Türkiye, Çin, Rusya gibi paranoyak ve baskıcı devlet geleneğine sahip ülkelerde erişme koşulları zor. Bir de zırt "Atatürk'e hakaret"ten, zırt "Toplumun manevi varlığını taciz"den (Allah'la ilgili konular oluyor bu ikincisi) davalar açılıyor kararlar alınıyor.

İşin asıl ilginç yanı bu kararlar "yüce türk halkı" adına alınırken, sözügeçen halkın bu kararlara (çoğunluğunun) uymaması hukuk anlayışının toplumumuzdaki yerini de tartışılır hale getiriyor.
Halbuki toplum, seçme şansı kendisine verildiğinde, "kimin daha şarlatan olduğu"nu belirlemeye çalışmaktan, yargıyla elde edeceği güvenlik ve yurduna bağlılığının vereceği duyumlardan daha büyük bir haz almaktadır.

Halk kendine dayatılandan çoğu kez sıkılmaktadır. Tanrı'nın karşısında gündelik hayatını O'nu aldatarak yaşamayı seçer. Evrim'den yahut gündelik hayatın dinden ayrışıklığından söz ettiğinizde inançları kabarır. Gösterişli nutuklar atarlar, herkesin önünde sizi bastırırlar. Toplumun geri kalanı da tüm ikiyüzlülüklerini koruyarak o anda göreve çağırırlar, misyonlarını yerine getirirler. Herşey yatışınca da gündelik inançsız yaşamlarına geri dönerler.

(Bir artı değer birimi olarak) Para sahipleri göğüslerini gere gere iyilik yapmaktan çekinmezler. İkiyüzlü toplum da bunu bir marifet sayarak bu kişilere taparlar. Sonuçta Sabancı denen tüccarlar da fakir babası olup çıkarlar. Bu noktada hiçkimse bir elinin verdiğini öbür elinin görüp görmemesini umursamaz. Allah'ın yerini de günümüz kapitalist-kent toplumunda para aldıysa, "Kapitalizm adama önce eşeğini kaybettirir, sonra buldururmuş" demek kalıyor geriye.

Ortaya çıkan din tüccarlarının hiçbiri gerçek inanca sahip değildir. Din'i sadece bir değişim aracı olarak gören insan ile şiiri sadece değişim aracı olarak gören şair arasında belirgin bir fark göremeyiz. Eğer şair yazdıklarında(/yaptıklarında) içten* değilse yaptığı iş'in okuyucu/tüketici gözünde (sanatsal) artı değeri bulunmadığını bilmelidir. Başkalarını biçimci-halk düşmanı diye aşağılayan adamla komünist-islam düşmanı-vb. aşağılayan adam arasında fark yoktur.

Ayet parodisini eleştiren bir müslümanın, örneğin, "sizden yüz çeviririz" gibi bir ifadeyi kullanması da ironiktir. Yani Kur'an'ı dilinize dolamayın diyen adamların, Kur'an'ı dillerine dolayarak yanıt vermeleri herşeyden önce samimiyetsizdir, popülisttir. Ve bu popülizm tek anlamlıdır, kıvırılamaz. İşine geldiği gibi algılanamaz.

Eğer kelimelerin anlam vermede yetersizliğine de sığınacak olunursa, o halde anlam'a karşı mücadelede biçim'den yana saf tutmak gerekir. O halde de biçimin öcü-hayalet olmadığını, halktan kopuk olmadığını anlar, Kelime'yle derdi olanlara Buñuel filmlerini çağrıştıran komik tepkiler vermezsiniz.

Halkla neyi bağdaştırdığınız da meçhulse bugüne dek, o zaman ortada ciddi bir sorun dahi yok demektir. Kim bugüne dek halkçı olanı içselleştirmiş? Devleti kuran, dönüştüren Cumhuriyet Halk Partisi, en parlak dönemlerinde dahi çoğunluk tarafından statüko kabul edilmiş (farketmeden) ve buna karşı hep "karşı taraf"ı desteklenmiştir. Çünkü halk gözünde halkçılar; halk satan kişilerdir.

Artık daha fazla sosyal tespit yapamayacağım. Benim işim değil. Benim işim davranış değil, bilinç altı olacaktır.
Haydi amorf şiire. Kendi algılarımıza.
Gerçi elbette tarih sizleri aklayacaktır. Çünkü politika tarihi yöneltir. Bizlerse kendi yollarımızda yalnız yürümeye devam edeceğiz.

*burada sözü edilen içtenlik, samimiyet ifadeleri nesnel anlamda, yan anlamlardan bağımsız ve otomatik anlamda kullanılmıştır.