fâideli bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fâideli bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2011 Pazartesi

Kaşıııkk!

Kaşığın yaşamımızdaki önemi büyüktür. Şimdiye dek medyada da birçok kez kullanılmıştır. Örneğin "402 Numaralı Sınıfın Çocukları" dizisinde, Poly, Litvanyalı kökenine göndermeler yaparken, kaşığın önemini her fırsatta vurguluyordu. Yine "The City"nin büyük süperkahramanı Kene (the Tick), düşmanlarını alt etmek üzere ileri atılırken kaşıktan feyz alıyordu, ve herkesi dize getiriyordu. Son yılların yarı anti yarı düz kahramanı Neo, Matrix'in sırlarını çözmeye çalışırken kaşığı kullanıyor, arkadaşı Morpheus'u kurtarmaya giderken kaşık ona yol gösteriyor ve inanç veriyordu.

Şu an aklıma gelmeyen bir çok popüler ve popüler olmayan durumda, kaşık çok kez takdir edilmiştir. Peki biliyor muydunuz? Kaşığın inanılmaz derecede etkisiz bir cinayet aracı olduğunu...


30 Ekim 2010 Cumartesi

Ekim





Dün Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 87nci yıldönümü dolayısıyla, Helsinki Büyükelçiliği'nin verdiği resepsiyona katıldım.

İki gün evvel resmen davetiyeyi almış, iki hafta evvel de sözlü daveti almış, çok şaşırmıştım. Dün ise herşey açığa çıktı. Meğerse Sayın Büyükelçi beni sonAt'tan tanıyormuş ve Helsinki'de olduğumu görünce tam iki ay öncesinden talimat vermiş çalışanlarına, resepsiyonu benim de şereflendirmem için.

Ancak gittiğimde pek hoş karşılandığım söylenemez. Adının açıklanmasını istemeyen bir elçilik çalışanı bana bunun sebebinin sakallarım ve kıyafetim olduğunu söyledi. Sevgili elçim, beni uyarıp utandırmak istememiş, ama kıyafetimden dolayı rencide olmamak için benimle birlikte fotoğraf çekilmesini isteyen gazetecileri nazikçe reddetti. Ben de fotoğraf çekilmeyi çok seven bir adam değilim sonuçta. Ne iyi elçiler var şu dünyada.Gerçi ben de çok kötü giyinmemiştim. Câvurların "Smart Casual" dedikleri meretten giyinmiştim.

Velhasılı onur, şeref biraz bahaneydi. Rakı bulmaya gittim işin doğrusu oraya. Zira Helsinki'de kolay rakı bulunmuyor. Bulduğun da 24 eur. E insan haliyle bir kere alabiliyor rakıyı. Gittiğimde ise sadece rakıyla yetinmedim. Köfte, tavuk şiş, döner, sigara böreği, yaprak sarması ve baklava buldum yedim.

Derken dört eczacılık öğrencisi geldiler. "Sen öğrenci misin" diye sordular, "karikatüristim" diye cevap vermek isterdim ama demedim tabi. Öğrenci olduğum her halimden belli değil miydi? Şüphesiz ki herkesin takım elbiseli, kıravatlı, beyaz gömlekli, siyah pabuçlu olduğu bir ortamda, lacivert kareli gömlek giyip gömleğin altından çıkan "metalci siyahı" renkli tişört, eskimiş bir kumaş pantolon ve kahverengi bot giyenler bizden değildir.
Muhabbet falan ettik gençlerle, sanki kırk yıllık Helsingissa'ymışım gibi ahkam kestim ben bunlara, üç duble rakıdan sonra bırakın olsun o kadar.

Davette salmiakki* de var idi. O kadar Finli'nin olduğu yerde kaçınılmaz tabi bu. Yemedim tabi.

İşte böyle geçti, yolu yarıladık, Dante-Tarancı örneği.


*Salmiakki, bir çeşit Fin şekerlemesi. Finliler bunu çokseviyor ama garanti ederim ğrenç bir tadı var. Elastik bir rakı veya pastis şişesini çiğniyormuşsunuz gibi bir his veriyor. Zira Anason ve tuz içermekte ama allahın Finlisi ne bilsin tabi şekerlemenin tatlı olması gerektiğini. İşte çok para kazanmakla, refah içinde yaşamakla, anayasal hakları, insan haklarını geliştirmekle uygar olunmuyor.

6 Nisan 2010 Salı

Lan oolum yaşlanıyoz mu ne yaa!

21 vites bisikletler çıkmış, ben bugün öğrendim bunu.

Bizim zamanımızda maksimum 18 vites vardı (ayıptır söylemesi benim de 18'ler ilk çıktığında 21 cantlı bisikletim vardı).

Galiba teknoloji böyle birşey. Şimdiki gençler... Ah ulen ah... Şimdiki gençler çok vitesli yahu.
Çağ ilerledikçe insan eskiyor. Yaşlanmak demiyorum bak. Eskiyoruz. Teknik'in ivmesi Kültür'ün ivmesinden büyük. Tam olarak 1,78 katı.

Gittikçe daha küçük yaşlarda, daha büyük yaşlardakilerin bilincini taşımayı öğrenmek zorunda kalıyoruz. Cinsel, kültürel, piskolocik, epistemolojik, linguistik ve bilumum latince sıfatlar...

Belki de şöyle bir yirmi yıl sonra etrafta binlerce Alper Kamu görürüz.

1 Nisan 2010 Perşembe

Orhan Veli Şiir Ödülü






Şu uğrunda yanlış anlamaların olduğu, benim de okumadığım şiir penceresi adlı gruba üye oldum henüz.*
Bana ilk gelen mail de Orhan Veli Şiir Ödülü diye birşey oldu. Abi baktım. Utanmasam "Orhan Veli Şiiri Öldü" diye yanıt yazacağım. Ama OrhanVeli'ye ayıp olacak.
Teh. Allahım. 21. yüzyılda hâlâ nelerle uğraşıyoruz yahu.

*Ö. ince muhabbetleri olmuştu bir ara. Ben de bu şiirdışı polemiklerden haberim olmadan, alan kavgasına müdahil olmuş oldum. Hani sokakta bir kavgayı ayırmaya kalkarsanız en sağlam yumruğu siz yersiniz ya. Öyle birşey.
Tıpkısı ve aynısı ATM'de(1) sıra beklerken, sıra size geldiğinde Bankamatik'te(2) para biter. İşte Öyle Birşey.

1- Automated Teller Machine. (Otomatik Vezne Makinası)
2- Bildiğin para çekme makinası. Aynısı yani bir evvelkinin.

Bir de unutmadan; en iyi şiir yıllığı boxer dergisinin yayımlamış olduğu şiir yıllığıdır. Godard filmi verdiği sayısında, İsrail askerlerinin özlemlerini, aşklarını ve vatan sevgilerini anlatan şiirlerin olduğu.

Ve yılın en iyi şiiri de, değeri bir türlü anlaşılamamış olan "Nobre'nin Tribünlere Koşması"dır.

3 Ocak 2010 Pazar

Beyaz ve Sarı Türklük


Islak imzalarla yada kaşelerle yahut karbon kopyalarla, nasıl onaylanırsa onaylansın, bir açılımdır gidiyor. Açılımlarla ilgili görüşlerimi daha önce bir notumda belirtmiş idim.

Ancak şu işe bakın ki açılımlar bitti. En son alevi, çingene ve kürt açılımlarından sonra açılımlar bitti gibi. Şimdi de pozitif ayrımcılıktan söz ediliyor.

Anlamadığım nokta nasıl olacak bu iş. Kadına pozitif ayrımcılık dendi, üstün özellikleri (üstün özellik kapitalizmin bir oyunu tabi) olmasa da kadın işçiler, çalışanlar bir adım öne geçtiler. Şimdi de kürtler, aleviler ve çingeneler mi bir adım önde olacaklar bu pozitif ayrımcılık meselesinde?
Bir ülkede bir zamanlar ermenisi kazanacak, rumu kazanacak, arabı kazanacak, türkü, çingenesi, alevisi ve kürdü kazanamayacak, savaşlarda ölecek, şamar oğlanına dönecek; gün gelecek devran dönecek, rumu kazanacak, arabı kazanacak, kürdü kazanacak, çingenesi kazanacak, türkü yine kaybedecek, şamaroğlanına dönecek. Nassı' bi' dünya lan burası?
Bizleri yüzyıllar boyunca yöneten oğuzların her cepheye her sıkıntıya karşı kullandığı ilk koz hep türkmenler (yörükler) ve kürtler oldu. İskân siyaseti sırasında katledilenler de yörüktü. Kürtlere, rumlara, yahudilere, ermenilere; Türkiye'de yapılan bütün baskıları türklere biçtik bu güne kadar. Türklere yapılan bu baskılar ne öyleyse.

Burda aciz kalarak sorabildiğim birkaç soru var:
  • Madem türkler de baskı görüyorlar, öyleyse bu ülkeyi hangi etnik gurup yönetiyor? (Ulus devletmişiz ya ondan, bir etnik gurubun yönetimi olması gerek)
  • Oğuzlar türk değil, kürt değil, slav değil, etnik değil, köken değil. Ne la bunlar?
  • Kıpçaklar olaya nerede dahil olmaktadır?
  • Luke Dagobah'tan erken ayrılmakla iyi mi etti? Kalıp da Yoda'dan aldığı Jedi eğitimini tamamlamalı mıydı?
  • Anakin daha henüz ikinci bölümde etnik kimliğini, oğlu Luke'a açıklamakla doğru mu etti? Asiler bunu kendisine karşı mahalle baskısı yapmak üzere kullandılar mı?
  • İsmet Özel kendi söylediklerine kendisi inanmakta mıdır?
  • İnsan nedir?
  • İnsan var mıdır?
"İnsan acizdir muhtaçtır çok artislik yapmamalıdır."
-Ah Muhsin Ünlü

12 Aralık 2009 Cumartesi

Şair ve Kapesese

Her sınav zamanı gazete haberlerinde gördüğümüz fotoğraf, kaynağı bilinmiyor artık, anonim olmuş o. Ayrıca isteğim odur ki lütfen edebiyat dergileri böyle şair ve mastürbasyon gibi başlıklar atmasınlar. Şair ve seks falan... Sonuçta %27'si müslüman olan bir ülkede yaşıyoruz. (*Rakam gerçeği yansıtmayabilir.)

Bir süredir düşünüyorum; Son zamanlarda ne çok düşünüyormuşum... (Noktalı virgülden sonra büyük harfle başlanır mı demeyin, ben nokta görüyorsam büyük harfi yapıştırırım. Biz okulda böyle öğrendik.)

Şairler ne yer ne içer diye...

Yahu koskoca şair bu, boru değil. Yediyirmidört şiir yazacak değiller. Yazsalar herhalde şu poetikharstaki konuşmalar geçmez. Öyle ya yediyirmidört şiir yazmak tembel olmamayı gerektirir.

Ya hu dedim, benim birkaç şair arkadaşım var, onlara sorayım... Sordum, biri dergi hazırlıyormuş. Başka bir arkadaşım KPSS'ye hazırlanıyormuş. Biri de bir yandan dergi hazurlayub bir yandan da KPSS'ye hazırlanıyrmuş, sırada da birkaç banka sınavı varmış. Yahu diyorum böyle çalışkan şairlerle bu ülke kurtulur...

Herneyse, şairlerin de normal diyebileceğimiz, norm kime göreyse artık, yaşamlarının olduğunu düşünüyorum artık. Uyan yurdumun şairi uyan.

26 Kasım 2009 Perşembe

Ev Nket Onuçlandı!

Geçen ay boyunca, toplamda tam olarak 12 kişinin fikir belirttiği anketimizde çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı!

"Sizce şiir nasıl birşeydir?" sorusuna verilen yanıtlar şiirin birçok kişi tarafından nasıl görüldüğü konusunda önemli ipuçları verdi. Buna göre Türkiye'nin %50'si şiirin yenen birşey olduğunu düşünüyor. Bunu %16'şarlık dilimlerle bütün 'şey'lerin ayrı yazıldığı tezi ve şiirin bir 'şey' olmadığı görüşü izliyor. Katılımcılara yöneltilen seçeneklerden "Duygu ve düşünceleri doğru ifade etme yeteneğidir." savı ise ilginç biçimde rağbet görmedi.

Bütün sonuçlarsa şöyle:
  • Yenen birşeydir. - %50
  • Bütün "şey"ler ayrı yazılır. - %16
  • Şiir bir "şey" değildir. - %16
  • İçilen birşeydir. - %8
  • Güzel kokulu birşeydir. - %8
  • Duygu ve düşünceleri doğru ifade etme yeteneğidir. - %0

Anket 145 kişi katılımlı ve Ege Üniversitesi Şiir Topluluğu tarafından gerçekleştirilen; "SonAt - Kampüs Günlüğü - Üniversite'de Şiir" anketinden sonraki en geniş katılımlı şiir anketi olma özelliğini taşıyor.



28 Ekim 2009 Çarşamba